Create Your First Project
Start adding your projects to your portfolio. Click on "Manage Projects" to get started
ENSTALASYON
"METAZORİ"
Çok eski çağlardan günümüze kadar uzanan “deliliğin hikayesinde” toplumun oynadığı rol, tüm etmenlerden daha fazla. Toplum öyle bir kuyu ki, kendilerine uymayan, uyumsuz olan tekil şahıslara “deli” damgasını yapıştırarak, bireyleri zaten dibi görünmeyen bu sonsuz kuyunun derinliklerine çekiyor. Acılarını, sevinçlerini örtbas etmeden, hüzünlerini saklamadan yaşayan bu insanları nasıl olur da bu kadar özgürce ve derinden yaşadıkları duygularından dolayı ötekileştirebiliriz?
Toplumun bizlerden oynamamızı istediği bu oyunda, verilen rolü oynamadık diye, senaryoyu silip baştan yazdıysak ne var yani? Herkes bu oyunu kurallarına göre oynuyorsa o oyun zaten yeterince sıkıcı olmaya mahkumdur. Önemli olan ona renk katabilmek. Hayatımızı bizlere biçilen rollerde oynuyorsak nerede bizim özgür hür irademiz? İşte burada devreye onların deyişiyle “deliler” giriyor. Deli olmak akıl sağlığımızın bozuk olduğu anlamına gelmez. Henüz tıp tarihinde delilik adı altında bir hastalık bulunmamıştır. Delilik bir diğer deyişle çılgınlık sadece ve sadece toplumun attığı bir iftira üzerine kurulmuştur. Tarih öncesi çağlardan bu yana delilik hep bir eksiklik, normal dışılık olarak görülmüştür. Toplum onları ötekileştirdikçe onlar da bu duygularını bastırıp kendi iç dünyalarında yaşamaya maruz kalmıştır. Toplumdan dışlanıyor, uzaklaştırılıyorlardı. Önceleri deliler “deli gemisi” adını verdikleri gemilerle şehirden sürülüyordu. Cüzzam hastalığı yerini delilere bıraktı. Tıpkı cüzzamlılara nasıl davranılıyorsa onlara da aynı şekilde davranıyorlardı. Samuel Beckett derki “Hepimiz deli doğarız. Bazılarımız deli kalırız.” Aslında herkes bir parça delidir. Sadece kimileri bazen bunu saklayamazken kimileri gizlemeyi tercih eder. Örneğin; Harold Shipman; 250’den fazla cinayet işlemiş, ama yıllarca saygın bir hekim olarak görev yapıp, insanların takdirini kazanmıştı. Yönetmenliğini Jodie Foster yaptığı “Kukla (The Beaver) filminde şöyle bir replik bulunuyordu;
” Delilik sefil olmaktır ve etrafta yarı uykulu, uyuşuk günden güne dolaşmaktır. Delilik mutlu numarası yapmaktır. Olayların olduğu şeklinin aksine, lanet hayatlarının geri kalanında olmaları gerektiği gibi numara yapmaktır. Tüm potansiyeli, umudu, tüm keyfi, duyguyu, tüm bu hırsı hayat sizden emdi…”
Aynı şekilde Türkiye’de çekilmiş olan “Şubat” dizisindeki şu sözler neredeyse bütün tezimi savunuyor;
“Dikkat! Siz sanıyorsunuz ki; bu tımarhanedeki herkes deli. Tımarhane… Yani sizin dilinizde insanların tımar edildiği yer. Mikroplar gibi. Sanıyorsunuz ki; siz akıllısınız, buradakiler deli değil mi? Yanlış efendim. Tımarhane dediğiniz yer, dışarıdakiler kendilerini akıllı sansın diye içeri tıkılmış insanların bulunduğu yerdir. Gerçek bilgelik deliliktir. Kendini bilge sanmak deliliktir.”
Deliliğin normal dışı değil normalliğin kendisi olduğunu görmek gerek. Deli diye adlandırdığınız kişilere göre de sizlerin deli olduğunu unutmayınız…
Yaptığım sanat projesinin adı “METAZORİ”. Yukarıda yazmış bulunduğum makale üzerinden de anlaşılabileceği üzere projemin konusu ‘delilik’. Projemi kampüste enstalasyon çalışması yaparak gerçekleştirdim. Projemi gerçekleştirmeden önce. Beyaz bir gömleği alıp, 74 parçaya böldüm. İnsanlarla konuşarak böldüğüm parçalara delilik hakkında ne düşündüklerini yazmalarını istedim. Ve bu parçaları numaralandırdım. Daha sonra hepsini teker teker diktim ve birleştirdim.











